Anadolu Eyaleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anadolu Eyaleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2018 Salı

Anadolu Valisi Cafer Paşa ve Kütahya'da Bulunan Eserleri


1578 ila 1582 seneleri arasında Anadolu valiliği yaptıktan sonra Rumeli valiliğine tayin edilen Cafer Paşa (d. ? - ö.1587); Kanuni Sultan Süleyman’ın (1494-1566) son silahtarı olup Sultan’ın son seferi Zigetvar’a katılmıştır. Başkapıcı, yeniçeri ağası, Anadolu ve Rumeli valilikleri ardından kubbe veziri olmuştur. Sokullu Mehmet Paşa’nın kızı ile evlendirilmiştir. Kütahya'da bulunan eserlerinden ayrıca İstanbul Eyüp'te türbesi, medrese ve mektebi bulunmaktadır.


Cafer Paşa, Kütahya'da en çok eser bırakan valilerdendir. Kendisine ait bugün ayakta olmayan fakat Evliya Çelebi'den bildiğimiz Zeryen Mahallesinde kitabeli, ayrıca Yeşil Camii yanındaki yine bugün kitabesi yitirilmiş birer çeşmesi, Çukur mahallesinde bir mescit (tespit gerektirmektedir.), Balıklı'da bugün ha yıkıldı ha yıkılacak halde himmet bekleyen bölgenin yegane Darülkurrası ve Büyüksaka'da 1579 tarihli bir camisi ve buralara ait vakfiyesi mevcuttur.


Ekte bulunan görsel kolajı Merkez Büyüksaka'da yer alan camiye aittir. Anadolu valileri görüldüğü üzere sadece merkez sancağa değil bağlı birimlere de ihtiyaç halinde vakıf eserleri meydana getirmişlerdir. Camii son derece bakımlı olup 1942'de minaresi eklenmiş ve son olarak 2005 senesinde Vakıflar tarafından restore edilmiştir. İç mekan süslemeleri son derece zevklidir. Yolunuz düşerse muhakkak ziyaret edip görmenizi salık veririm.


Ne yazık ki hayır sahiplerin olan Cafer Paşa'nın Balıklı Mahallesindeki Darülkurrası bugün özel mülk içinde kalarak kederli bir halde yıkılıp gideceği günü beklemektedir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere bu yapının bölgede başka bir örneği bulunmamaktadır. Muhtelif girişimler olsa da şu ana kadar bu yapının kurtarılması yolunda olumlu tek gelişme, eserin kurumlarca iddia edildiğinin aksine bir vakıf eseri oluşunun tarafımızdan tespit edilen belgelerle kanıtlanmış olmasıdır.


Allah bugün eserleri ile anılan bu muhteremlere rahmet eylesin. Bizlere düşen hayır eserleriyle çoğu emsalinden ayrılan bu hayır sahiplerinin geride dua almak amacıyla bıraktıkları eserlere sahip çıkmak ve dualarımızı yollamaktır.


Saygılar...

03.03.2018

19 Mart 2018 Pazartesi

Kütahya'nın Hangi Pınarları?

Çeşmenin güncel hali.
Bir süredir sadece saha faaliyetleri ve araştırma/okuma yapıyorum. Bu vesileyle haftasonu gidip gördüğüm, sözde pınarları ile ünlü fakat gerçekte artık o devrin çoktan kapandığı Kütahya'dan, sadece ayakları ve kemerinin bir kısmı kalmış bir çeşme hikayesi ile yeniden karşınızdayım.
Çeşmemiz, Servi Mahallesinde, Kara Ahmet ve Servi Sokaklarının kesiştiği noktada ve buradaki bir dükkanın cephe duvarını oluşturuyor görünümünde. İsabet olmuş zira sanıyorum bu durum olmasaydı bu harabe bugünleri de görmez, çevresinde sürekli hareket olmasa kitabesi çoktan kaybolabilirdi.

Çeşme yukarıda da bahsettiğim gibi oldukça büyük sayılabilecek bir genişlikte, kemerlli ve iki büyük ayağı var. Zamanla yolun yükselmesi sonucu oluğu aşağıda kalmış. Uzun yılların ve pınarları sadece türkülerinde kalmış Kütahya'nın sahiplenmemesi ile kemerinin büyük kısmı yok olmuş ve sadece sağ ayağın üzerinde bir kısmı kalmış. Lakin kitabesi gayet iyi şekilde korunmuş. Eski fotoğraflarına göre kitabesi en azından temiz ve halen okunabilir haliyle duruyor. Tescil durumunu bilemiyorum fakat tescilli olsa sanırım bu kadar kolay boyanamaz (ki bence isabet olmuş) ve en azından sağında solunda bir tescil kaydı bulunurdu.

Kitabenin eski hali.
Kitabe bahsettiğim gibi oldukça sağlam ve kısmen okunaklı. Sadece dükkan sahibinden ricamız oldur ki kitabenin önü kapanmasın. Bu kitabelerin amacı dua almaktır. Çeşmenin eski hali ve kitabesi metinde yanlışlıklarıyla/eksiklikleriyle birlikte Mustafa Kalyon tarafından hakkında herhangi bir tarihi bilgi verilmeden yayınlanmış. Kitabenin benim okuduğum metni şöyledir;

"Zemzem-i asâ çeşme-i kıldı asâs-ı câvidân
Abdurrahman sahibü'l-hayrat serheng-i dîvan (divan çavuşu)
Gel Hüseynin aşkına iç ....... tarihin
Derd-i ataşa su gibi nakd-i devâ oldu revân.
Sene 1193" (Miladi 1779/80)

Çeşmenin eski hali.
Buradan anladığımız kadarıyla Haseki Mehmed veya Silahdar Mehmed Paşalardan birinin divan çavuşu olan Abdurrahman Ağa çeşmenin banisidir. Rahmet olsun. Suyunu bugüne değin akıtmayı başaramamışız. Keşke ihya etsek. Zira daha evvel farklı durumlarda da bahsettiğim gibi bu kitabeler bizim hakkında öğünmekten başka birşey yapmadığımız Anadolu Eyaleti dönemimizin birer kanıtı aynı zamanda.

Biz tarihe karşı sorumluluğumuzu kısmen yerine getirmek için bu kaydı yapalım da gerisini zaman gösterir elbet. Fotoğrafların günceli tarafımızdan, eski hali ve kitabenin kararmış hali yukarda bahsettiğimiz Mustafa Kalyon'un kitabından alınmıştır. Bir kelimeden emin olamadım kitabedeki çözmeye çalışacağım inşaallah.

Şimdi sormak lazım Kütahya'nın pınarları bunu mu hakediyor?

Saygılar.
19.03.2018

23 Kasım 2017 Perşembe

Yeri Gelmişken Hatırlayalım: Cafer Paşa Darü'l-kurrası

Balıklı mahallesinde, Balıklı Camiisinden Karaa sokağına çıkarken, tam karşıdaki evin bahçesinde bulunmaktadır. (Uydu görüntüsüne bakabilirsiniz.) Dışarıdan görünmez. 1579 yılında Anadolu Beylerbeyi olarak görev yapan Cafer Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı konusunda defalarca girişimce bulunduk fakat netice elde edemedik. Sanırım yakın zamanda bina bakımsızlıktan ve kubbesinde biriken ağırlıktan kaynaklı yıkılacak. Böylece mesele kökten hallolacak.



Zamanında Balıklı Camii'nin tamiri için yıktırılıp taşlarının burada kullanılması teklif edilmişse de o dönem buna engel olunmuştur. İlimizde bir beylerbeyinin kendi adına yaptırdığı nadir eserlerdendir. Fakat nasıl olmuşsa olmuş bu bina özel mülkiyete geçmiş ve zamanla dört bir tarafı evlerle çevrilerek dışarıdan erişilemez hale getirilmiştir. Kitabesi bu esnada kaybolmuş olan yapı bazı aktarımlara göre bir dönem tavuk kümesi olarak dahi kullanılmıştır. Darü'l-kurra binası ilimizde ve bölgemizde yegane örnektir. Bu ayıptan ne zaman dönülecek acaba?

12 Eylül 2017 Salı

Bir Mahzun Beylerbeyi: Karagöz Ahmed Paşa

Karagöz Ahmed Paşa Türbesi
Kütahya Osmanlı döneminde yaklaşık dört asır Anadolu Eyalati'nin başkentliğini yapmış bir şehirdir. Hemşehrimiz Evliya Çelebi meşhur seyahatnamesinin 9. cildinde Kütahya'yı "Kütahya Anadolu Eyaleti'nin tahtıdır, vezarettir. Mısır, Bağdat ve Budin vezirlerinden başka bütün vezirlerden üstündür", diye anlatmıştır. Nitekim Kütahya'da Anadolu Beylerbeyliği / Valiliği yapan nice paşalar sonunda vezir-i azamlığa yükselmişlerdir. Yönetimde ve orduda önemli bir yere sahiptir şehrimiz.
Anadolu Beylerbeyliği kurulduğu 14. yüzyıl sonundan itibaren ortalama 100/120 yıl gibi süreyle mirimiran payeli, rumeli beylerbeyi payeli ve vezir payeli idarecilerce yönetilirken akabinde vezir (en yüksek mülki rütbe) rütbeli yöneticilirle yönetilmiştir.

Sultan II. Beyazıd döneminin sonlarına doğru Anadolu Beylerbeyliği vazifesi Karagöz Ahmet Paşa'dadır. 1505 veya 1506 tarihinde devraldığı vazifeyi layıkıyla yapmaya çalışan Paşa, 1511 yılında patlak veren Şahkulu isyanını bastırmakla görevlendirilmiş ve düşmanın üzerine gönderilmişti. (Şahkulu İsyanı hakkında geçmiş paylaşımlarda bilgi vardır.) Fakat Paşa'nın asi grubu küçümseyerek az bir kuvvetle karşılarına çıkması hazin sonu da beraberinde getirmiştir. Kütahya kuvvetleri ilk etapta asileri dağıtır gibi gözükse de askerlerin yağmaya kalkışması sonucu fırsatı değerlendiren asiler ani bir saldırı ile Paşa kuvvetlerini dağıtmıştır. Paşa Şahkulu asisine esir düşmüş ve beraberinde Kütahya önlerine getirilmiştir. Kale dışında kalan tüm şehir bu asi güruh tarafından yağmalanmış ve yakılmıştır. Fakat Kütahya Kalesi son derece korunaklı olduğu için asi grup ne yaptıysa kale düşmemiş ve direnmiştir. Buna sinirlenen asiler kale önünde Karagöz Ahmet Paşa'yı şehit etmişlerdir. (M.1511) Ne hazindir ki bilindiği kadarıyla Paşa'nın eşi bu esnada kalededir. Paşa'nın idamı sonrası cesedi kazığa vurularak korku salmak üzere teşhir edilmiştir. Fakat kale yine de düşmemiş fakat Kütahya mahalleleri yakılıp yıkılmıştır.

Sonrasında da çok ocak söndüren Şahkulu asisi en sonunda yenildiğinde ortaya çıkan tablo çok farklıdır. Kendisinden büyük iki ağabeyi bulunan sert mizaçlı Şehzade Selim'in eli bu Alevi isyanları ve zor bastırılmaları nedeniyle güçlenmiş, nitekim sonunda zorla da olsa tahtı devralmıştır.
Paşa'nın Kütahya'da yarım kalan imaretleri muhterem eşi tarafından tamamlanmıştır. Paşa'nın cenazesi Ahırardı Mezarlığı'na defin edilmiş ve üzerine yine eşi tarafından bir açık türbe yaptırılmıştır. Paşa'nın şehit edilmesinin ardından makamı altı ay boş kalmıştır. Yerine devşirme Yunus Paşa namzet olmuş, daha sonra Rumeli Beylerbeyliği'ne oradan da vezir-i azamlığa yükselmiştir. Fakat sonunda O'nu da Yavuz Sultan Selim Mısır seferi dönüşünde sızlanmaları neticesi idam ettirmiştir.

Paşa'nın imaretlerinin pek çoğu malesef günümüze gelememiştir. Cami, medrese ve mektep şeklinde yapılan yapı bloğundan sadece camii günümüze ulaşmıştır. Şehir merkezinde çarşı içinde bulunan bu camii çeşitli dönemlerde bakımlar geçirmiş olup halen hizmet vermektedir. Menzil Hanı'nın sadece giriş kapısı ve kitabesi günümüze ulaşabilmiştir. Kendisini görmek nasip olmayan bu hanın azametini Evliya Çelebi'den öğreniyoruz. Ayrıca bir de Paşa'nın kabrinin bulunduğu açık türbe günümüze ulaşabilmiştir.

Şimdi gelelim neden 'Mahzun Beylerbeyi' dediğimize. Paşa'nın kabri Kütahya merkezindedir ve asıl konumuz işte bu kabirdir. Altı direk üzerine oturtulmuş altıgen ve kubbeli bu yapı içerisinde Karagöz Ahmet Paşa ve hanımının kabirlerini bulundurur. Bu alan eski adıyla Ahırardı Mezarlığı olup oldukça eski biz mezarlıktır. Fakat ne hazindir ki bu alan günümüzde dört bir yanı telle çevrilmiş olup Kütahya Belediyesi tarafından depo olarak kullanılmaktadır. Mezarlığın alameti kaybolmuş vaziyettedir. Sadece Paşa'nın türbesi ve 15/16. yy.'dan kalma bir genç kız mezar taşı ayakta. Onlarda artık bu bakımsızlıkla ne kadar giderse! 1511 tarihli bu yapı 1961 ve 1980 yılında iki defa restore edilmesine karşın bugün içler acısı durumdadır. Fotoğraflamak için yaptığım son ziyaretimde Paşa'nın betondan yapılmış sanduka sarığını (belki başka bir mezara da ait olabilir zira oldukça geride bulmuştum) sağdan soldan toplayarak 2012 senesinde yerine yerleştirdim. Sıvalar atmış, zemin toprak altında kalmaya başlamış ve en önemlisi artık bu alandan ayak kesilmiş! Cumhuriyet devri restorasyonlarında geçtiğimiz gün aramızdan ayrılan merhum Ahmet Yakupoğlu'nun himmetleri vardır.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi yaklaşık dört asır beylerbeylik merkezi olan Kütahya'da bu sıfatla medfun bilinen tek kişidir Karagöz Paşa. Paşa kabri çokdur Kütahya'da fakat Anadolu beylerbeyi kabri örneği tekdir. Bu yönden de farklı bir öneme sahiptir yani. Fakat sahip çıkmıyoruz yada çıkamıyoruz ne yazık ki. En büyük nedeni bilmemek, onun sebebi de okumamak. Belediye nezdinde 2012 senesinde bir girişimde bulunmuştum. Akabinde eski başkan Mustafa İça'da Twitter üzerinde geçtiğimiz yıllarda türbeye eğileceğini belirtmişti. Hiç biri olmadı ne yazık ki. Umarım yakın zamanda kabrinin bakımı yapılır ve ziyaret olanağı sağlanır.

Sözlerimi Ziya GÖKALP'ten bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
"...
Diride olmazsa ölüye hürmet,
Şen'i kaybedip dağılır ümmet.
Ölüye yapmadık güzel kabristan,
Güzellikten mahrum kaldı bu vatan!
Babanın kabrini saydın haile,
Bu yüzden bozuldu evde aile.
..."

Saygılar...
21.01.2012 Cumartesi (Güncellenme Tarihi: 04.10.2016 Salı)

Not: 2017 senesi itibariyle türbe restorasyona alınmıştır.

11 Eylül 2017 Pazartesi

Anadolu Eyaleti Tevcihi Hakkında Bir Hatt-ı Hümayun


Sultan III. Selim'in Kütahya (Anadolu) Eyaleti'ni Kadı Abdurrahman Paşa'ya vermesi (M. 1808) hakkında hatt-ı hümayunu:

"Benim Vezirim.
Abdurrahman Paşa'nın vürûdundan (gelişinden) memnun oldum. İstihsân olunduğu vech üzere (beğenildiğinden sebep) Üsküdar'da biraz eyyâm (gün kelimesi çoğulu) ikamet eylesün. Ve Kütahya Eyaleti tevcih olunmasına (verilmesine) irade-i seniyye-i şâhânem taalluk eylemiştir."