10 Mayıs 2018 Perşembe

Keçecizade İzzet Molla Dahi Yerde Kalır Bu Şehirde!


Divan şiirinin son büyük üstadı olarak gösterilen Keçecizade İzzet Molla'nın, ki Sadrazam Fuad Paşa'nın babasıdır, Kütahya'da sürgün iken Mevlevihanenin tamir faaliyetleri yanında sonraki yıllarda bir de çeşme yaptıran ve II. Mahmut üzerindeki nüfuzu ile tanınan meşhur Halet Efendi'nin çeşmesine düşürdüğü iki tarihten kitabe olarak kazınanının, tabi çeşme ortadan kaldırılmış olduğu halde, bugün çini müzesi bahçesinde duvara dayalı olarak öylece durduğunu biliyor muydunuz?

"İzzetâ söyledim ebnâ-yı sebîle târih
Çeşme-i Halet Efendi'den al iç ayn-i zülâl
1230" (M.1814/15)

Muhtemelen hayır! Fakat üzülmeyin, bu detayları zaten çok yüksek ihtimalle müze görevlileri ve diğer yetkililer de bilmiyor. Bu alanda sergilenen taşlar, Çini Müzesinin değil, Müze Müdürlüğünün envanterine kayıtlı. Malumunuz Müze Müdürlüğü de aynı bahçede yer alıyor. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü de var tabi üst kurum olarak fakat ayıp en başta müzeye ait. Sonra ilgili müdürlük ve tabi bu kitabeleri çalışmayan üniversitemiz ve akademisyenlerimiz gelir. Keçecizade'nin bir de torununun mezar taşı var aynı alanda fakat o da başka bir bahis. [Bu arada kırılan Mustafa Necib Paşa'nın mezar taşı tamir edilmiş nihayet. Bundan sebep teşekkür ederim emeği geçenlere.]

Kütahya gibi divan şiirinin kuruluş ocağı, Anadolu'nun ilk Türkçe kitabelerinin sahibi olan beyliğin merkezi ve Şeyhî'nin memleti bir kentte, o yüksek kültürden eser kalmadıktan sonra İzzet Molla'nın kitabesi yerde kalmış çok mu?! Fazlaca birşey yazmayacağım bu hususta. İki çift laf söyleyip İzzet Molla'nın diğer düşürdüğü tarihi de söyleyip konuyu bitireceğim. Takdiri de size bırakacağım.

Kütahya Müzesinin envanterinde onlarca kitabeli taş var. Bunlar yıllardır domino taşı gibi ilgili alanda dururlar. Geçtiğimiz yıl müzemiz her ne kadar içi yanlışlarla dolu olup bu sebepten kaynak değeri ortadan kalkmış olsa da bir işe kalkışıp bu taşların büyük kısmını yayınladı. Büyük kısmını diyorum çünkü yayın döneminde burada olup da artık ne sebepten olduğunu bilemediğim şekilde bu yayına girmemiş taşlar var. Bu kitabe de onlardan biri. Müzemiz iyi-kötü nihayet üstüne düşeni yapıp bu taşların tanıtımını yapmış oldu. Peki muhatapları bundan vazife çıkardı mı? Cevap net: Hayır! Hala bir çalışma göremedik zira. Oysa ne bilgiler var bu şehirde, ne detaylar...
Çeşme, tarih itibariyle Halet Efendi'nin sürgünlüğünden sonra yapılmış olmalıdır. Zira düşürülen hicri 1230 tarihi, miladi olarak 1814/15'e denk gelmektedir. Halet Efendi'nin Kütahya sürgünü ise 1808-1809 arasında 1 yıllık bir süredir. Keşke o döneme dair elimizde yerel bir kaynak metin olsa resmi evrak haricinde. Acaba Halet Efendi burayı da karıştırmış mıdır? Kim bilir... Belki!

İzzet Molla'nın bu kitabeden ayrı, aynı çeşme için düşürdüğü ikinci tarih ise şudur:

"Eyleyüb işrâb bânisin dedim târihini
Âb-ı dilcû çeşme-i Halet-fezâ oldu revân
1230" (M.1814/15)

Son olarak Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinden İzzet Molla ve Halet Efendi maddelerinin linklerini de aşağıya bırakıyorum. Merak edenler için doyurucu bilgiyi havidir.

Keçecizade İzzet Molla için:

Halet Efendi için:

Saygılar... 

Kütahya - Meydan Mahallesi Arslan Bey Camii

Kütahya - Meydan Mahallesi'nde bulunan Arslan Bey Camii'nin restorasyon sonrası hali.
Daha evvelden küçük bir haziresi de bulunan bu caminin mezar taşlarının istinat duvarında kullanılmış olduğu iddia edilmişti. Bu hazirenin eski şadırvan alanı civarında olduğu aktarılmaktaydı. Restorasyonda bu taşlardan herhangi bir iz bulunamadı sanırım. Zira ortada ne taş ne de hazire izi var. 

Eski Şadırvan Alanı
Merdivenli bir alan oluşturulmuş eski şadırvan bölgesine. Şadırvanlar ise diğer cepheye alınmış. Açılış günü Sayın Hüraata'nın söyledikleri bazı noktalarda çelişti kanaatindeyim. Yeniden ilave yapı vs şeklinde açıklamalarda bulunmuştu ki geriye dönük paylaşımlara (https://www.facebook.com/ktkp43) baktığınızda ilgili videoyu görürsünüz. Cami şu haliyle son derece şirin ve de tarihi görüntüyü veriyor kanaatindeyim. Bilmem mahalleli ve sizler ne düşünürsünüz? 


Bu arada kaçımız biliyor acaba bu caminin bânisi Bicar oğlu Arslan Bey'in türbesi Tavşanlı Ulu Camii bahçesindedir.

İbrahim Edhem Bey Yahut Nâm-ı Diğer Molla Bey

Koca Müftü Es’seyyid Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Aslen Andız Köyü’nden olan aile gelip Kütahya’ya yerleşmiştir. Dedesi Osman Efendi, Kütahya müftülüğü yapmıştır. Abdurrahman Efendi, babası tarafından yetiştirilmiş ve babası gibi Kütahya müftülüğünde bulunmuştur. Uzun süre müftülük yaptığından “Koca Müftü” lakabını almıştır. İbrahim Edhem Bey, işte bu Abdurrahman Efendi’nin oğludur. Abdurrahman Efendi, 1832’de vefat etmiştir. (Hamza Güner’e göre 1843’te vefat etmiştir.) İbrahim Edhem Bey, babasının nüfuzu sayesinde Kapıcıbaşı rütbesi almış, daha sonra da Hüdavendigar Valisi Dilaver Paşa’nın iltimasıyla memlekete yaptığı hayırlı işlere mükâfaten 1842’de İstabl-ı Amire müdürlüğü payesini elde etmiştir. Kilisli Münib Paşa’nın yerine 1845’te Kütahya kaymakamı olmuştur. 1847 senesinde yerine Osman Seyfi Bey getirilmiştir. 1849’da halka faizle para verdiği gerekçesiyle Trabzon’a sürülmüş, sonradan affedilerek memleketine geri dönmüştür. 1855’te Molla Bey Külliyesi’ni yaptırmıştır. 1858’de vefat etmiştir. Kızından torunları mevcuttur. Kendi ve ailesinin kabirleri külliyesi içindeki hazire alanında olup ekte paylaştığımız kabir İbrahim Edhem Bey’e aittir. Vefatında özel kasasından 2 milyon 888 bin 822 kuruş değerinde altın ve gümüş parası çıkmıştır. (Kaynak: Uzunçarşılı, Kütahya Şehri; Güner, Aksu Dergisi)

Mezar kitabesindeki metin şudur;
1- Hüve’l-Bâkî
2- Dilerim bakmaya Rabbim yüzümün karasına
3- Merhem-i şefkat (v)ura ma’siyetim yarasına
4- Kereminden ne kadar mücrim isem kesmem ümit
5- Giremez kimse efendiyle kulun arasına
6- Kütahiyye eşrâf-ı hanedân-ı kadiminden
7- Ve İstabl-ı Amîre Müdürlüğü
8- Payelilerinden Müftüzâde
9- İzzetlü merhum Es’seyyid İbrahim Edhem
10- Efendi hazretlerinin ruhuna Fâtiha
11- Sene 1275 Fî 13 Câ (19 Aralık 1858)

Saygılar.
26.04.2018

Kütahyalı Mekkelizade Gazi Müşir Ömer Rüşdü Paşa


1897 Osmanlı - Yunan Harbi'nin muzaffer ordusunun kumandanı Müşir (Mareşal) Edhem Paşa (sağda) ve bu ordunun kurmay başkanı (erkân-ı harb reisi) Kütahyalı Mekkelizade Ferik (Tümgeneral) Ömer Rüştü Paşa (solda).

Ömer Rüştü Paşa ve Edhem Paşalar bu harpten sonra artık "Gazi" unvanı almışlar, bilahare Ömer Rüştü Paşa da müşir yani mareşal olmuş, uzun yıllar Genelkurmay başkanlığı yapmış hatta "yaver-i ekrem" sıfatına haiz görülmüştü.

Seraskerliğin kaldırılıp Harbiye Nezaretinin kurulduğu 1908'de bu ünvanla meşrutiyet idaresinin ilk harbiye nazırı olmuştur. Doğruluktan şaşmamış, jurnal bataklığına saplanmamış, saray tarafından kendisinin karakteri bilindiğinden güvenilmiş ve hem istibdat, hem de sonraki dönemde kimse bu saygıdeğer kumandana hürmetten geri kalmamıştır. Cümlesine rahmet olsun.

26 Nisan 2018 Perşembe

Tarihi Mezarlıklarımız

Musalla Mezarlığından.
Ne yazık ki tarihi mezarlıklarımız acınası halde ve tüm tarihi mezarlıklarımıza hala definler sürüyor. Kendi elimizle kendi kültürümüzü yok ediyoruz. Örneğin bugün Musalla ve Sultanbağı Mezarlıklarında olduğunu bildiğimiz nice meşâhirimize ait kabir bugün ortada yok! Yazık değil mi? Biran evvel bu hatadan dönülmeli ve tarihi mezarlıklara her ne şartla olursa olsun definler durdurularak mevcut taşların bir katoloğu hazırlanmalı ve numaralandırılmalıdır. Ne yazık ki bugün Kütahya tarihi mezarlıklarında tümünün toplamı 500 eski kitabeli taş bile bulunmamaktadır. Selçuklu, Germiyan ve Osmanlı kültürü ile öğünen bir kent için acı değil mi?

Musalla Mezarlığından.
Öte yandan Musalla Mezarlığında bulunan taşlar üzerinde birileri çalışmış görülüyor. Taşların bazıları tebeşirlenmiş, bazılarının toprak altında kalan kısımları kazılmış ve bazı devrilmiş taşlar açığa çıkarılmış. Fakat özellikle devrik bazı taşlar gelişigüzel bırakılmış izlenimi verdi. Belki de öncesinde de öyle idi fakat etrafı temizlenince daha dikkat çeker hale geldi! Olabilir, vebale girmeyelim. Eğer bu bir çalışma hazırlığı ise veya halihazırda birileri bu kitabeli taşları çalışıyorsa çok memnun oluruz. Fakat buralarda yapılacak çalışmalar gel, etrafını aç, fotoğrafını çek ve sonra git, ardından metni yayınla şeklinde olmamalı. Paylaştığım örneklerde de görüldüğü üzere bu taşların hem numaralanmaya ve mezarlık içinde de kayıt altına alınıp korunmaya, hem de bazılarının ciddi bakıma ihtiyaçları var.

Lütfen tarihi mezarlıklara sahip çıkalım!

Kütahya'daki Yunan İşbirlikçileri

Yunan fotoğraflarının altında yazana göre Kütahya'daki Türk şefler. Pozlara bakılırsa namıdiğer işbirlikçiler.

Soldaki fotoğraf daha evvel yerli Rum çete üyeleri diye paylaşılmıştı birkaç yerde. Fakat fotoğrafın altında yazana göre kişiler Türk!

Ön yargılarından kurtulmuş olarak işgal Kütahya'sı [komple il olarak genişçe] çalışması yapacak bir ciddi araştırmacı elbet birgün olacaktır diye düşünüyorum.

8 Nisan 2018 Pazar

Alo (Ali) Paşa'nın Kütahya'daki Akrabaları

Başlıkta Alo Paşa yazdığıma kızmayın. Zira burada daha evvel vakti zamanında hayatta iken kendisine Alo Paşa diye hitap edildiğini resmi evrak üzerinden paylaşmıştım. Geriye doğru tarama yaparak ulaşabilirsiniz. Camiye Alo Paşa Camii denmesi bir kinaye veya bilinçsiz bir sözcük değil yani.
 
Rumeli'nde eşkiya ile iş birliği yaparak devlete asi duruma düştükten sonra, daha evvelki serkeşliklerinde olduğu gibi bu kez affedilmeyerek 1798'de idam edilen Ali Paşa'nın kesilen başı İstanbul'da Topkapı Sarayı girişinde bir müddet sergilendikten sonra Anadolu yakasına götürülüp Karacaahmet'e gömüldü. Başına da vezirlere has kallavi kabuklu sade bir baştaşı konuldu. Muhtemelen aradan geçen yıllarda taşın yeri de değişti. Bugün bile yerinden oynatıldığı görünümü taşta dikkat çekmektedir.

1794 ve 1796 senelerinde iki defa Anadolu valiliğine getirilen Ali Paşa, kendisi daha sonra Rumeli valiliğine kaydırılmış olsa da hem cami vakıf meselesinden hem de Başbakanlık Osmanlı Arşivinden tespit ettiğimize göre Kütahya'da akrabaları yaşayagelmişlerdir.

Uzunçarşılı merhum Ali Paşa'nın kendi evladı olmadığından vakfının mütevelliliğini yeğeni Sinan Bey'e verdiğini ve Kütahya'da Sinan Bey arsası denilen mahalde vaktiyle Ali Paşa'nın bir konağı bulunduğunu yazmıştır. Fakat Osmanlı Arşivinde bahsettiğim evrağın başlığında bu Sinan Bey'den "Kürt Ali Paşazade Sinan Bey" şeklinde bahsedilmiştir. 1867 tarihinde de Bu Sinan Bey'in Hüseyin Hüsnü adında bir oğlu doğmuştur. Yani Ali Paşa idam edildikten 69 yıl sonra halen Kütahya'da akrabaları mevcuttur. Fakat bu Sinan Bey eğer çok ileri yaşlarda çocuk sahibi olmadıysa Uzunçarşılı'nın verdiği bilgi bir süre sonrasına ait olmalıdır. Zira cami 1797'de tamamlanmış, Ali Paşa da 1798'de idam edilmiştir. Bu tarihlerde tevliyet alabilecek yaşlarda olsa, bahsi geçen belgeye göre oğlu Hüseyin Hüsnü doğduğunda Sinan Bey 80 yaşlarının üstünde olmalıdır. Bu da düşük ihtimaldir. Belki ilk tevliyet Sinan Bey'in babasına aittir.

Sözün özü Kütahya'da Kürt Ali Paşa-zade Sinan Bey'in 1867'de doğan oğlu Hüseyin Hüsnü Efendi'nin günümüzde soyu devam ediyor olsa gerektir. Malumunuz yakın süre önce soy ağacı sorgulama hizmeti başladı. Hüseyin Hüsnü Efendi değilse bile çocukları yani baba adı Hüseyin Hüsnü olan kayıtlar çıkacaktır. Eğer bu aile devam ediyor ve bunun bilincinde iseler tanışmak, görüşmek ve hatta dedelerinin mezarı konusunda kendilerine bilgi vermek ve yapılabilecekleri görüşmek isteriz. Bu sayfa üzerinden mesaj yoluyla bize ulaşabilirler.

Fotoğraf: Hususi arşiv, Ali Paşa'nın mezar taşı.

Saygılar...

08.04.2018